Nasıl İyi Bir ‘Kul’ Olunur?

0

Başlığı okuduktan sonra kulaklarınızı dört,  gözlerinizi sekiz açıp, nihayet yıllardır aradığım sorunun yanıtını bilen birisine rastladım diye tarifsiz sevinçlere kapıldıysanız yanıldınız. Konuşma dilinde işi yokuşa sürmek olur da, yazma tekniklerinde çamura batma kelime oyunu niye olmasın? Bu cin gözlülük iki dil söz konusu olduğunda kelimeler arasında kaydırak kaydırma olarak adlandırılıyor. Ben okuduğunuz gibi; İngilizce ile Türkçe arasında kaçak güreşmenin gereğini yapmaya çalışıyorum. Senin iyi bir ‘Kul’ olmak diye sorunun varsa, Diyanet İşleri Başkanlığı danışma hattına telefon edip, aradığın soruların yanıtlarını bulabilirsin. Benim bu konuda size yardımcı olmak gibi bir yetkinliğim, üzülerek belirtmek zorundayım ki hiç yok. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer hesabı.

 

Benim ‘kul’luğum İngilizcedeki ‘cool’luk. Geçenlerde NUT(Ulusal Öğretmenler Sendikası) Olağan Genel Kurulu’nda, eğitimdeki aksaklıklar tartışılırken öğretmenlerin dile getirdiği sorunlardan biri de gençler arasında oluşan ‘cool’ olma kültürünün – pardon kültürsüzlüğünün – eğitimde oluşturduğu   olumsuz sonuçlarıydı. Güney İngiltere’deki sahil kasabası Torquay’da yapılan genel kurulda öğretmenler, gençlerin eğitimdeki başarılarından daha çok nasıl ‘cool oluruz’a kafa yorduklarını dile getirdiler.

 

İsterseniz bu soruya kendi çapımızda yanıt vermeye çalışalım;

 

Nasıl iyi bir ‘cool’ olunur? 

 

En pahalısından Nike giyilecek, MP3  çalıcısının (Player) ve son modelinden cep telefonunun, kabloları kafanın her bir yerinden sarkacak, pantolonlar- bu satırların yazarı bugüne değin, bu şekilde nasıl yürünüyor sorusunun yanıtını bulamadı- kıçın alt birleşim yerine kadar düşük durumda, tuvalete koşturuyor görünümünde giyilecek. Son dönemlerde Türkiye’de Türkçe’ye alternatif türetilen yeni bir dil oluşturması örneği, İngilizce de, yalnız gençlerin anlayacağı, ne olduğu anlaşılmayan vurgu ve betimlemeler kullanılarak konuşulacak. Salıpazarı esnafının kullandığı pazarlama teknikleri müzik olarak adlandırılacak.  Yani kısaca ‘cool’ olunacak.

 

Alt sınıfların -bu tanımlama alt gelir grupları  ve issizleri içerecek şekilde kullanılmaktadır-  özellikle İngiltere gibi  yoğun göçlerle etnik yapının hızlı bir şekilde  değiştiği ülkelerde, kendini ifade etme, toplum içerisinde yer edinme olanaklarının gittikçe zorlaştığı yapılarda ‘cool’ olma uğraşları, kuramsal tanımlaması  yapılmasa da;  dışlanmayı yaşayan kitleler tarafından  başkaldırının  zararsız yozlaşmış bir şekli.  Bir anlamda ne kadar ‘cool’ olursan o kadar başkaldırıyorsun, içinde yaşayıp da ortak olamadığın topluma.

 

“Siz bizi tanımıyorsanız biz sizi hiç tanımıyoruz türünden”  Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış ironisinin İngiltere versiyonu. Resmi ideoloji, bu katmanların sistemin bir parçası olma konusunda yeterli çabayı gösteremediği eleştirisini yapsa da,  sistemin alternatifi olacak radikal kalkışmalar mı ya da sistemi zorlamayan ‘oyalayan’ alt kültürlerin zararsız duyarsızlıkları arasında bir tercihse sistem tabi ki ‘cool’ olmayı yıkıcı olmaya tercih eder. Sistem kendi içinde dışarıya çaktırmadan şunları fısıldar siz yeter ki yıkıcı olmayın aykırı olmanızda bir sorun yok”. Cool olmanın aslında bir uyutmaca olduğunun farkında olmayan değişik etnik kökenli gruplar (siyahlar özellikle) bol bol cool olurlar. Cool olurken mahalle ölçeğinde ‘mafya’ yapılanmaların içerisinde kendinizi diğer mahallenin grubuna karsı güvende hisseder, kendinizi ve grubunuzu yenilmez ve dokunulmaz sanırsınız. Çelişkilerinizi -özellikle sınıfsal- mahalle düzeyinde, uyuşturucu ve diğer kirli işlerin paylaşılması ve rekabeti seviyesinde  diğer gruplar olarak tanımlarsanız, bu sistemi hiçte rahatsız etmez. Başkaldırınız, çıkaracağınız ses ya da olaylar belli bir seviyenin üstüne çıktığında bir günde toplanacak boyutta olduğunuzdan sizlerden haberdar olunmasına rağmen sistemin bir ‘cool’ uzantısı olarak yaşamınıza devam etmenize göz yumulur ve hatta teşvik edilir. Ne kadar ‘cool’ olursan o kadar zararsız olursun.

 

‘Cool’ olma kültürü -pardon kültürsüzlüğü- yalnız bu uzak diyar gençlerinin Britanyalıların tutkusu değil sanırım. Bu istek Türkiye’deki gençliğin de hayali. Türkiye’de gençlik bu uğraşında işin içine otantik malzemeyi de ekliyor.  Nede olsa doğu toplumuyuz, içinde şiddet taşımayan, mafya özentiliği şırınga edilmemiş  ‘cool’  kültürü -pardon kültürsüzlüğü- olmaz. Bunlar bizde biraz daha öne çıkan nüveler.  Gerek duyulur da biz yapmaz mıyız?  Burada bizi batı toplumlarından ayıran, çarpıcı farkı vurgulamak zorundayım. Batı toplumlarında özgürlük tanımlamasının geniş çaplı şemsiyesi altında, “öteki-diğer” ayrımı özellikle vurgulanarak ortak bir payda yaratılması engellenmekte; siz daha çok ‘cool’ olun, diğerlerinden farklı kalın, ortak sorunlar üzerinde kafa yormayın denilirken, Türkiye’de bu olay sizin dışınızda olanlara müsade etmeyin, onları sizin gibi yapmaya çalışın; zorlayın, tek tip olun ve bunu bir ‘cool’luk disiplini içerisinde faşizanca yapın deniliyor. Bu ne yaman bir çelişkidir?

 

Yıllardır, çok eskilerde Türkiye’de ve şimdilerde şu gavur batı ellerinde ‘cool’ olmayı becerememiş umutsuz vaka olan ben kulunuz, işin bu noktasında, uzun yıllara yayılan deneyimlerime dayanarak değerli gençlerimizi uyarmak zorundayım. Daha iyi ‘cool’ olma uğraşının tehlikeli bir sapması var. İyi ’cool’ olacağım diye çok zorlarsanız, bir de bakmışsınız ki ‘cool’ yerine ‘kıl’ oluvermişsiniz. Aman ha gençler! Gözünüzü seveyim; ‘Cool’ oluyorum diye ‘Kıl’ olmayın. .

 

Gençler kendinize iyi bakın, yani iyi ‘Cool’ luklar.

 

 N.Kazım Öztürk