CHP Tarihi’nin Kırılma Noktası: Mayıs 1979

CHP Tarihi’nin Kırılma Noktası: Mayıs 1979

Ozan Şahin

27 Mayıs 1960 tarihinde Türkiye, tarihindeki ilk askeri darbe deneyimini yaşamıştı. Demokrat Parti yönetimi, bütün kadroları ile siyaseten tarumar edilmiş, parti de zaten kapatılmıştı. Darbeden yaklaşık 1 yıl 5 ay sonra ülke yeniden seçimlere gitti. 15 Ekim 1961 seçimlerinden de CHP %36 oyla birinci parti çıktı. İsmet İnönü, Türkiye’nin çok partili siyasi hayatında ilk defa başbakan olmuştu.

Fakat CHP’nin bu iktidarı dönemlerce süremedi. Demokrat Parti’nin kültürel devamı niteliğinde olan Adalet Partisi’nin genel başkanlığına, Süleyman Demirel’in gelmesi ile birlikte 1965–1969 seçimlerinde CHP, rakibi karşısında ikinci parti olarak çıkmasına rağmen neredeyse AP’nin yarısı kadar oyu anca alabiliyordu.

Demirel’in ve partisinin seçimlerde gösterdiği başarılar ve Türkiye İşçi Partisi’nin Mehmet Ali Aybar önderliğinde meclise girme başarısı göstermesi CHP’yi bir çıkış yolu aramaya itti. Bu çıkış yolunu da İsmet Paşa, bir pazar günü partinin Beşiktaş İlçe Örgütü’nde düzenlediği bir basın açıklaması ile duyurdu.

“Ortanın Solu”

Ortanın Solu fikrini Türkiye’ye İsmet İnönü sokmuş, Bülent Ecevit ise geliştirmişti. Ecevit’in bizzat aynı adla yazdığı kitapta da bahsettiği üzere Ortanın Solu, bir anayasa hareketiydi. Gerçekten de baktığımızda anayasada bulunan Atatürkçü fikirler ve onların pratikteki yansıması olan “Sol Kemalizm” fikri, Ortanın Solu ile örtüşüyordu. Kaldı ki Türkiye, uzun süredir modern dünyanın bir parçasıydı. Uluslararası arenadaki “Sosyal Demokrasi” ile Türkiye’nin temel dinamikleri birbirine hayli yakındı. Ortanın Solu, eğer tavizsiz bir şekilde, CHP’de kendini gösterebilseydi, 1960’ların dünya sosyal demokrat hareketinde unutulan bir değer olan “devrimciliği” yeniden hatırlatabilecek bir gösterge olabilirdi.

Uygulanabilseydi diyorum çünkü uygulanamadı.

12 Mart Muhtırası ile 12 Eylül arasındaki çalkantılı, kanlı ve tehlikeli süreç belki buna çok müsaade etmedi ama bütün bunlara rağmen, çeşitli zorluklarla ilerleyen Türkiye’nin Sosyal Demokrat Hareketi’nin durma ve bence kaybettiği yıl, 1979 oldu.

1979 yılından yaklaşık 2 yıl önce Türkiye, tarihinin en önemli seçimlerinden birini yaşadı. 1977 Genel Seçimleri’nde CHP, Türkiye’nin neredeyse bütün işçi ve gençlik hareketlerine de dokunmayı başararak tarihindeki en yüksek oyu aldı. Birinci parti çıktı. O seçim döneminden de geriye Türkiye’nin dört bir yanında ama özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep gibi şehirlerde CHP’nin akıllarda kalan miting coşkusu kaldı.

Bu nokta ne yazık ki işlerin karışmaya başladığı nokta oldu. CHP’nin birinci parti olarak çıkmasına rağmen, tek başına hükümet kuramaması ve 12 Eylül’e kadar sürecek olan MC. Hükümetleri ile CHP’nin azınlık hükümetleri arasındaki iktidar değişiklikleri yaşandı.

Gelelim 1979 yılına. Türkiye Maraş Katliamı’nı atlatmış, faili meçhul cinayetler, sabotajlar artmıştı. Yaşanan her olay ise orduyu biraz daha yönetime dahil etmeye mecbur bırakan cinstendi. İşte bu ortamda Türkiye 1 Mayıs 1979 yılına sıkıyönetim eşliğinde girdi. Zaten 7 Ocak’ta güvenoyu alan CHP yönetimi, 22 Ocak gibi neredeyse tüm kitle örgütleri ile kavgalı duruma geldi. 1 Mayıs’ta yaşananlar da tuzu biberi oluverdi.

1977 yılında CHP’yi birinci parti yapan güç, ülkenin işçi sınıfı ile gençlik hareketinin “bizi faşizmden ve MC hükümetlerinden kurtar” mesajıydı. Ancak dönemin partisi bu mesajı okuyamadı. Özellikle 1 Mayıs 1979 tarihinde CHP’nin Sıkıyönetim Komutanlığı’nın isteği üzerine kabul ettiği sokağa çıkma yasağında, DİSK ve TİP’e bağlı grupların tutuklanıp, işkence görmesi CHP’nin 1965’ten beri onca zorluğa rağmen ilmik ilmik ördüğü sol kültürü kesti diyebilirim. Zaten 1 Mayıs’tan sonraki ara seçimlerde de solun CHP’den intikamı acı oldu. Parti 5 milletvekili kaybetti

CHP bu kaybı, neredeyse bugün bile, tam olarak onarabilmiş ve doğru olarak okuyabilmiş değil.

Peki CHP’liler olarak ne yapmalıyız?

Önümüzdeki genel seçimlerin çok çetin geçeceği belli. Muhtemelen Erdoğan’ın karşısındaki adayla muhalefetin çıkaracağı aday arasındaki seçim çok az yüzdelik dilimlerde sonuçlanacak.

CHP’nin içinde bulunduğu ittifak Millet İttifakı. Millet İttifakı da ülkede demokrasinin yeniden kurulması için halkın gözünde bir numaralı siyasi grup olarak görünüyor. Önümüzdeki seçimlerde ise en büyük zaferi bu ülkenin yoksul, emekçi ve aç olan politik bilinçli yığınlarını siyasete kazandırabilen sağlayacaktır. Millet İttifakı içindeki partilerden de bu kültürü ve eğitimi en yüksek olan parti CHP’dir.

CHP, Erdoğan sonrasında yeniden tesis edilecek demokrasi ortamında, yaşanmakta olan bütün ittifak pazarlıklarına rağmen, mücadeleye zamanında kendisinin de dolaylı veya doğrudan katkısı olan sınıf mücadelesini katmak zorundadır.

Türkiye’ye Millet İttifakı ile demokrasi gelecektir ama bu demokrasinin nasıl olacağı, kim için çalışacağı, kimlerin ellerinde büyüyeceği sorusu mutlaka sorulmalıdır. CHP’nin içindeki bütün sosyal demokrat-sosyalist dinamiklerin savunucularının yapması gereken 1979’un tekrarının olmasını önlemektir.

Sosyal demokrasi elbet kazanacaktır.