Don Kişot’un maceraları tam gaz devam ediyor: Kripto paralar ve 128 milyar dolar

Don Kişot’un maceraları tam gaz devam ediyor: Kripto paralar ve 128 milyar dolar

Utku Sakallıoğlu

Bir zamanlar İncil’den sonra en çok okunan kitap olan Cervantes’in Don Kişot’unun ruhu uzunca bir süredir ülkemiz üzerinde dolaşıyor. Aslında tarihimize bakarsak türlü Don Kişotları görmek mümkün ama en orijinal Don Kişot’u, yurtta ve cihanda “her anlamda” şanslı jenerasyon olarak biz deneyimliyoruz. Kaderin böylesine yazıklar olsundu! Bir hatırlayalım mı Don Kişot hikayesini?

Romanın baş karakteri ince uzun boylu  Alonso Quijano, asilzade soyundan gelmektedir. Eski şövalye kitaplarına fena halde takıntılıdır. Aslında şövalyeler dönemi, yaşadığı devirden yüz yıl öncesinde kalmıştır ama kahramanımız yemeden içmeden kesilecek şekilde şövalye kitapları okur. Kendini eski hikayelere fena kaptıran, şövalyelik kurumunun yeniden canlandırılması gerektiğine, dünyadaki adaletsiz düzeni yıkmak, tüm insanlığı mutluluğa kavuşturmak için yola revan olmayı aklına koyar. Evinin mahzenindeki atalarından kalma paslı mızrağı, kılıcı, kalkanı alır; zırhı kuşanır. Başına miğfer diye paslı berber çanağını geçirir ve bir sabah erkenden; kendi gözünde asil, safkan bir at olarak gördüğü fakat eşekten bozma sefil atıyla yola düşer. Yanına da her anlamda bitik Sancho’yu yaver alır ve türlü hayali düşmanlara karşı amansız bir savaşa başlar. Her “savaştan” yaralı olarak ayrılsa da pes etmez, yel değirmenlerini devler olarak görür, iki koyun sürüsünü dev ordular sanıp aralarına girmeye çalışır vs. Sanırım pek çoğunuz için bu hatırlatma yeterlidir.

Mişli geçmiş zamanları, hikayeleri bırakıp dönelim şimdiki zamana. İktidar ve ortakları her türlü yel değirmenine savaş açmış tam gaz giderken hikayenin bir köşesinde oturmuş izleyen bizler, bir yandan onların bu haliyle dalga geçiyoruz bir yandan da kahramanımızın giderek artan histeri krizleri gerçek yaşamımızı bize zehir ediyor.

Kaçak her deliği tıkamaya mahir olan iktidar, ekonominin elinde patlamasıyla nereye dalacağını bilmez vaziyette oradan oraya savrulmakta. Hatırlarsak bir kaç sene öncesine kadar yurt dışından telefon getirme furyası pek bir modaydı. Ülkedeki fahiş vergiler sayesinde her şey dahil lüks bir otelde iki gün konaklama artı yol masrafları dahil yurtdışından alıp getirdiğiniz telefonun maliyeti hâlâ mağaza fiyatından ucuza geliyordu. Çözüm olarak önce telefonlara gümrük kaydı adı altında haraç konuldu, baktılar ki hâlâ insanlar vazgeçmiyor, bu sefer herkes üç yılda bir telefon getirebilir dendi, bunun üstüne “pasaport borsası” kurulunca gümrük kayıt ücretini iyice arttırarak deliği büyük ölçüde tıkadılar.

Ondan da önce bir PayPal sorunumuz vardı bilmem hatırlar mısınız? Dünyanın her yerinde kullanılan yaygın ödeme sistemi olan PayPal’a “Türkiye’deki kullanıcıların verilerini gel Türkiye’deki sunucularda tut” denildi, böyle saçma bir şeye nasıl cevap vereceğini bilemeyen PayPal, bir gece tası tarağı toplayıp hadi bana eyvallah diyerek gitti. Pek çok kişi PayPal’ın sadece yurtdışı alışverişlerinde kullanıldığı düşünülüyor ama Türkiye’den dünyaya ürün satmaya çalışan pek çok kişi ödemelerini PayPal üzerinden alıyor ve ihracat gerçekleştirerek ülke ekonomisine katkı sağlıyordu. Şu anda yurtdışına ürün satmaya çalışan pek çok tekil üretici veya KOBİ muhataplarına Türkiye’de PayPal’ın olmadığını söyleyince alıcılar koşar adım uzaklaşıyor.

Neredeyse tam bir sene önce yazdığım yazıda kripto paraların geleceğinden söz etmiş, dünyada ve ülkemizde çeşitli kuruluşların kripto paraları kendi sistemlerine entegre etmek için nasıl çalışmalar yürüttüğünden bahsetmiştim. O yazıyı yazdığım gün kripto piyasası yaklaşık 270 milyar dolar hacme sahip iken ben bu yazı yazarken ise yaklaşık olarak 2.07 trilyon dolar. Son bir sene içinde 5.000 dolarlardan 65.000 dolara uzanan Bitcoin boğası devam ederken tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kripto paralara ilgi her geçen hafta arttı. Sayı tam olarak bilinmese de Türkiye’de yaklaşık olarak 3 milyon civarında yatırımcı olduğu tahmin ediliyor. Yerleşiklerin elinde toplam ne kadar para olduğu ise kripto paraların alameti farikasından ötürü bilinmiyor. Yerli borsalarda ne kadar para olduğunu az çok bilsek de pek çok kullanıcı daha coin ile işlem yapabilmek için paralarını yabancı borsalara taşımakta ve oralarda işlem yapmakta.

Tam da dünya dolu dizgin kripto paraların geleceğini ve gelecekte kripto paraların günlük yaşamda ödeme aracı olarak kullanılmaya başlanmasını öngörürken hiçbir paydaştan görüş almadan, surda delik gören yöneticilerimiz, artık alıştığımız gece yarısı kararnameleriyle kripto paralar için surdaki deliği bir ölçüde yamadı. Şimdilik kripto para yatırımcılarını pekte etkilemeyen düzenlemenin öncü olduğu, ileriki zamanlarda daha da sıkı tedbirlerin geleceği konuşuluyor. İşin komik tarafı yatırımcılar bu paraları buharlaştırmıyor. Elde ettikleri kârları yine Türk Lirası olarak realize ediyorlar. Yani ortada makro düzeyde devletin bir çıkarı da mevcut. Ama her olumsuz kararda olduğu gibi bu karar da terör finansmanına bağlanınca herkes suspus kalmak zorunda kalıyor, itiraz edene terörist yaftası yapıştırılıyor. (Yeri gelmişken, terör örgütlerine para aktarıldığı gerekçesiyle kayyım atanan belediyelerde konu hakkında delillendirme ya da somut örnekleri görebildik mi? Yoksa siz “koca” devletin yalan söylediğini mi düşünüyorsunuz?!) Yayımlanan kararnamenin içeriğini, neler götürüp getirdiğini şimdiye kadar pek çok yerde okumuş veya izlemiş olduğunuzu varsayarak neler getirip götürdüğüne girmiyorum.

Her yeni teknolojiye, her farklı yapıya yasak koyarak, engelleyerek çözüm üretebileceğini sanan akılın ülkeyi getirdiği nokta malum. Her sene, tarihteki bitmek bilmeyen kavimler göçü gibi gibi beyin göçü veriyoruz. Hangi fintek (finans teknolojisi) firması bu saatten sonra Türkiye’de yatırım yapmak ister ki. Kripto paraların kullanımını teşvik ederek dünya çapında hem görünürlük açısından dünyaya iyi bir imaj çizmek hem de bu işten finansal anlamda gelir elde etmek varken biz en kolay yolu yani görmezden gelip üstüne üstlük engellemeyi seçiyoruz.

Mesele sadece kripto para meselesi de değil. Gözleri iyice kararmış Don Kişot’un maceralarının bir yerden sonra gülüp eğlence malzemesi yapılamaması meselesi. Mesela iki sene önce güya ellerinde patates bekleten patates lobisine karşı canhıraş savaşanlar, şimdi güle oynaya aynı insanlardan patates alıp halka -hem sözün gerçek anlamı hem mecazi anlamıyla- tepeden dağıtarak kendi gerçekliğini yaratıyor. Mesela virüsle mücadelede çok başarılı olduk deyip kitapçıklar bastırıp, tüm otoritelerin yapmayın etmeyin demesine rağmen pandemi tedbirlerine gevşetme uygulayıp, sıkılaşma ile elde edilen tüm kazanımları misliyle kaybedip suçu vatandaşa atıp tekrar kapanmaya gitmek zorunda kalıyor.

Don Kişot’un son macerası ise özel harekatla pankart indirme! Hem de bir iki yerde de değil, tüm ülke sath-ı mailinde! Don Kişot pankartları gözünde artık ne olarak görüyor kim bilir! 128 milyar dolara ne olduğunu bir türlü anlatamayan, her anlatmaya çalışanın iyice sıvadığı durumda ipler elinden kaçarken çareyi pankart indirmede arayan, bunun ciddi ciddi iyi bir çözüm olabileceğini düşünen bir yapıdan söz ediyoruz. Pankarta dolanan zavallı kahramanımızın bir sonraki düşmanı ne olacak merakla bekliyoruz.

Hikayenin sonu belli onu biliyoruz ancak artık gitgide karabasan anlatılarına dönen hikayenin ne zaman biteceği meçhul. İşin kötü yanı hikayenin orijinalindeki Sancho, kahramanımıza her şeye rağmen gerçeği göstermeye çalışan bir karakterdi. Bizdeki Sanchogiller tam tersi hezeyan üretmeye hatta baş karakterden rol kapmaya çalıştığı için önümüz daha da karanlık. Yarın bir gün kripto paraları kripto devlet yapılandırmasıyla özdeşleştirmeye çalışırlarsa şaşırmamak lazım!

Hikayenin sonu belli ama son noktaya ne kadar yakınız hiç belli değil. En azından şimdilik…