PTT-SEN: Sizin önünüzü keseceğiz, yeni dönemde hepinizi işinizden edeceğiz şeklinde tehditler aldık

PTT-SEN: Sizin önünüzü keseceğiz, yeni dönemde hepinizi işinizden edeceğiz şeklinde tehditler aldık

Nüve Röportaj

PTT’de taşeron işçiler sendika kurup toplu sözleşme yetkisi kazandıkları gerekçesiyle PTT’den ihale alan şirketlerin büyük baskı kurduğu iddiasıyla direnişe başladı. PTT Direnişi bugün 67. Gününü doldurdu. Taşeron işçilerin yaşadığı sıkıntıları ve şirketlerin yaptığı baskıları PTT-SEN Genel Başkanı Halit Büyük’e sorduk.

Aynı yemekhanede yemek yiyorsun, aynı yemeği yiyorsun onlarınki sübvanse ediliyor, bizimkiler edilmiyor

Nüve: PTT’de taşeronlaşmayı anlatır mısınız?

Halit Büyük: PTT’de 25 yıldır bir taşeron sistem var. 25 yıldır bir taşeron sistem başlamış böyle halen daha gidiyor. Hatta şu an yeni dönemde mesela bir kadroya alınma meselesi oldu. Halk PTT’deki taşeron işçilerin de kadroya alındığını düşünüyor. Halkın böyle bir izlenimi oluşmuş. Seçim zamanı kadroya alındı taşeronlar diye yaygınlaşınca ama şu an PTT’de yedek personellerle birlikte 14.500’ü bulan taşeron çalışan var. PTT’nin şu an 42 bin personeli var 14500’ünü taşeron işçi karşılıyor. Halk bütün taşeronları da kadrolu memur zannediyor aslında. Bu arkadaşlarımız asgari ücretin %30 ve %35 fazlasına çalışıyor. %35 fazla alan kişiler posta dağıtıcısı oluyor, %30 alanlar bina içerisinde evrak ayrım ve sevk işi yapan personeller oluyor. Arada küçük bir meblağ %5 bir ücret farkı var fakat bu ücret farkı aslında ölüyor. Bütün yol, yemek bu ücretin içerisinde. Taşeron işçiler yol, yemeği maaşından karşılayınca aldıkları ücret asgari ücrete tekabül ediyor hatta daha da düşebiliyor.

Çok farklı sistemde, statüde personeller var. En altta taşeron var, taşeronun üstünde hizmetli personel var, hizmetli personelin üstünde idari hizmet sözleşmeli personel var, 399 Kanun Hükmünde Kararname’yle çalışan memurlar var bir de işçi var. İşçiler de Turgut Özal, Tansu Çiller zamanında girmiş işçiler. İşçilerin maaşı en yüksek olan. Onlar Cumartesi, Pazar da gelmiyor. Çünkü getirtmiyorlar, getirttiklerinde çok yüksek mesai ücreti ödemek zorunda kalıyorlar. 399 Kanun Hükmünde Kararname’yle çalışan memurlar da sözleşmeli memur. Devlet güvencesinde yine, onların maaşı da bir tık altta işçiye göre. Bu maaş dediğim 5 bin küsürleri buluyor, şu an 6 bini geçmiştir. Yemek için onlara ekstra ödenek sağlanıyor. Kadrolu işçiye yemek ücretsiz veriliyor. 399 KHK’lıların maaşlarının içinde yemek ücreti var ama yemekhanedeki ücretlerini sübvanse ediyorlar. İdari hizmet sözleşmelilerin de yemeğini ücretsiz karşılıyor kurum. Aynı yemekhanede yemek yiyorsun, aynı yemeği yiyorsun onlarınki sübvanse ediliyor, bizimkiler edilmiyor.

Kamu biraz Ali Baba’nın Çiftliği gibi ama ezilen hep taşeron. Şöyle bir söylenti var, ileride kurumun içerisinde sadece idari hizmet sözleşmeli personel çalışacak. KPSS şartı arıyor ama onun yanında mesleki bir diploma da arıyor. Hatta eski memurlara da bu idari hizmet sözleşmeli memur statüsüne geçmeyi teklif ettiler. Hatta geçenler oldu. Geçenlerin de maaşlarında biraz iyileştirme yapıldı. Ama idari hizmet sözleşmeli personelin de aslında çok bir güvencesi yok. Memur sıfatı taşıyor ama çoğu hakkı ve güvencesi alınmış statülü personel aslında bu. Emekliliği gelmiş memurlardan bazıları emekli maaşım artsın diye geçiş yaptılar. İleride 399 No’lu KHK’yla çalışan personeli de havuza çekileceği ya da başka kamu kurumlarına aktarılacağı söyleniyor yıllardır. Ama hala böyle bir uygulamaya geçemediler.

Sizin önünüzü keseceğiz, yeni dönemde hepinizi işinizden edeceğiz şeklinde tehditler aldık

N.: PTT neden sendika kurmanıza ve üye olmanıza izin vermiyor?

H.B.: Memurların sendikaları var içeride. Şu an Memur-Sen’e bağlı Birlik Haber-Sen PTT’de yetkili. Biz işe girdiğimizde Türk Haber-Sen vardı Kamu-Sen’e bağlı, onlar yetkiliydi sonra yetkilerini kaptırdılar. Zaten Birlik Haber-Sen denilen memur sendikası sendikacılık yapmıyor. Hükümet ne derse ya da kurum ne derse hep kurumun yanında olacak şekilde kararlar alıyorlar. Memurlar da çok muzdarip bu durumdan aslında. Biz onların sendikalarına üye olamıyoruz memur sıfatı taşımadığımızdan. İşçilerde Haber-İş Sendikası yetkili. Biz toplu sözleşme yapılsın diye Haber-İş Sendikası’da da üye olduk ama yıllarca biz oyalandık. O olmadı Hak-İş’e üye olduk. O olmadı DİSK’e üye olduk. Yani bütün sendikaları denedik aslında biz. İşte bu hor görülmeler falan olunca biz artık sendika kuralım dedik.

Yaptığımız çalışmalara göre 2 tane sendika kurmamız gerekiyordu. Çünkü PTT bölge bazlı ihale veriyordu. Mesela Ege Bölgesi’ni veriyor bir tane şirkete, Marmara Bölgesi’ni bir tane şirkete veriyor. Karadeniz Bölgesi’ni başka bir şirkete veriyor. Bu şirketlere verirken zaten masa başı ihalelerle veriyorlar, adrese teslim ihaleler. Hep siyasi olarak güçlü kuvvetli insanlar. Biz bu işe girdiğimiz zaman bu gücü gördük. Bu kadar büyük boyutlu olduğunu bilmiyorduk. Bazı şirketler iş kolunu taşımacılık olarak gösteriyor bazı şirketler de iş kolunu iletişim olarak gösteriyor. Biz de taşımacılık iş kolundakilere ayrı bir sendika kuralım, iletişim iş kolundakilere de ayrı bir sendika kuralım dedik.

PTT Kargo-Sen’i kurduk 2019’un Mart ayında. Nisan ayında da PTT-Sen’i kurduk. Taşımacılık iş kolunda ülke barajı çok yüksekti yetki için. 8100 üyeye ihtiyacımız vardı. İletişim iş kolunda da ülke barajı 780 civarındaydı. Taşımacılık iş kolunda başarılı olamadık ama 3600 civarı bir üye yaptık. PTT-Sen’de de çok kısa sürede 3 bin üyeyi bulduk. Toplamda iki sendikanın üyesi 7 binleri buldu. Marmara Bölgesi için yetki başvurusunda bulunduk hemen ardından da Ege Bölgesi için başvurduk. Marmara Bölgesi için başvurduğumuzda Haber-İş Sendikası bizim yetkimize itiraz etti. Oradaki arkadaşlarımız Bursa İŞ-KUR’a bağlıydı ama Haber-İş Sendikası Ankara İŞ-KUR’a itirazda bulundu yanlışlıkla. Arkadaşlarımızın sigortaları Ankara’dan yapıldı zannettiler, öyle bir gaflete düştüler. Biz orada Haber-İş Sendikası’nın elinden kurtulduk ve toplu iş sözleşmesini başlattık. Ege Bölgesi’nde doğru yere itirazda bulundu Haber-İş Sendikası. İzmir İŞ-KUR’a itirazlarını yaptılar. Süreci mahkemeye taşıdılar ve biz Ege Bölgesi’nde toplu sözleşme yapamadık.

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir itiraz gelmedi fakat orada ihaleyi alan firmanın patronları tarafından çok tehdit edildik. Yetkinizi geri çekin, biz şirket olarak bu paraları ödeyemeyiz diye tehditler aldık. Biz de bu itirazlara, tehditlere boyun eğmedik. Ondan sonra oradaki şirket sahibi iflas gösterdi, ihaleyi devretti. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki arkadaşlarımızın ücret alacakları kaldı. Arkadaşlarımız şirketi mahkemeye vermeye de korkuyorlar. Hal böyle olunca Marmara Bölgesi’ndeki şirket de bizi tehdit etmeye başladı. Sizin önünüzü keseceğiz, yeni dönemde hepinizi işinizden edeceğiz şeklinde tehditler aldık.

Şirket siyasi gücünü kullanarak PTT’ye baskı yapmaya başladı

N.: PTT’de nasıl bir mobbing ve baskıyla karşı karşıyasınız?

H.B.: Ben 12 yıldır PTT’de çalışıyorum. Biz ilk girdiğimiz zamanlarda su bile içemiyorduk. PTT kendi kadrolu memurlarına ayda 2 damacana su hakkı veriyor. O dönemlerde, ben 2009 yıllarından bahsediyorum suların üzerine kadrolu memurlar kendi isimlerini yazıyorlardı taşeronlar içmesin diye. Bu kadar trajikomik bir hikâye. Yeni dönemde su ihaleleri taşeron üzerinden de yapılıyor. Bunlar hep zamanla kazanılan haklar. Böyle bir şey esirgenebilir mi? Kadrolu memur su içebiliyor, taşeronda hiçbir şey yok. İş aynı bir de maaş farkı da çok. Memur diyor ki mesela ben bileğimin hakkıyla girdim, sınava girdim kazandım sen de girip kazansaydın diyor. Sadece sınava girip kazanan memur yok orada. Hükümlü memurlar da var orada. Adam hüküm almış devlet ona iş vermiş, adam ilkokul mezunu o da aynı işi yapıyor. İlk işe girdiğimizde yıllık izne çıkacaktık, sizin yıllık izniniz yok diyorlardı bize. Çalışma Bakanlığı’na şikâyet ede ede bu izinler de düzeltildi. Memurlar taşeronlara üstten davranırlardı, bizi ayakçısı gibi kullanırlardı. Bu durum 2013-2014’e kadar sürdü. Taşeronların sayısı artınca ve biz de baş kaldırınca bu durum değişmeye başladı.

28 Temmuz’da Ege Bölgesi’nde ihaleyi alan şirket personeli topladı ve sendikaya üye olan işçilerle çalışılmayacak dendi. Biz de yaşanılan olayı tutanak altına aldık. 29 Temmuz’da da diğer vardiyaya yaptılar bu konuşmayı, onu da tutanak altına aldık. Aynı zamanda biz PTT Teftiş Kurulu’na şikâyette bulunduk. 1-2-3 Ağustos bayram tatiliydi. 3 Ağustos’ta kurum bizi işe çağırdı. Nöbetleşme olur bizde resmi tatillerde, belirli sayıda personel işi yapmak için bekletilir. Bize de işi şirket vermez içeride işin işleyişini PTT’nin kendi yöneticileri yönetir. İhaleyi alan şirket sadece işçilerin puantajını hazırlar, maaşlarını öder, faturasını keser ve PTT’den parasını alır. Böyle bir sistem vardır. Kurum bizi resmi tatilde mesaiye çağırdı. O gün biz orada şirketin müdürüyle karşılaştık, bayramlaştık hiçbir şey yokmuş gibi gitti. Ondan sonra şirket müdürünün yardımcısı aradı bizi. Az önce şirket müdürü sizi görmüş, sizin bugün işe gelmemeniz gerekiyor. Gelmişsiniz ama hiç gelmemiş gibi geri gidebilirsiniz diyerek ertesi gün mesainize gelmeyin saat 10.00’da şirket ofisine gelin diye de ekledi ve bazı isimleri de çağırmamızı istedi. Biz bunu dinlemedik tabii tongaya düşmeyelim diye. Sabah erken saatte işimize geldik, saat 10.00 olduğunda da avukatımızla şirketin ofisine çıktık. Şirket 14 kişilik bir liste hazırlamış. Şirket ben hiçbir sendikayla uğraşmayacağım, sendikacıları toplayıp gönderin demiş kısaca. Sebepsiz işten çıkarıldığımız iletildi, yazılı olarak istedik. Yazılı olarak birkaç gün sonra bildireceğiz dendi ama bugünden itibaren işe gelmememiz istendi. Bunu da PTT’ye bildirdik. Şirket sadece PTT’ye yazı geçmiş bu kişilerle biz çalışmayacağız. Çalıştığınız takdirde PTT bu durumdan kendisi sorumludur diye. PTT’de şirkete çalıştıracağımız personele biz karar veririz diye yanıt verdi.

Şirket siyasi gücünü kullanarak PTT’ye baskı yapmaya başladı ve kurumun müdürlerini falan korkuttular. PTT’nin iç yazışmalarına cevap gelmemesi ve şirketin bizim sigorta girişlerini yapmamasından dolayı korkutulan kurum müdürleri de bize sözlü olarak işe gelmememizi söyledi. Bunu da tutanakla kayıt altına aldık. Çalıştığımız günlerde sigorta yapılmadı, maaşlarımız da yatırılmadı ve iş akdimizin feshedildiğine dair bildirim aldık. İş akdinin fesih nedenini 2 defa değiştirdiler. Bu süreçte taşımacılık iş kolundaki sendikayı feshedip iletişim iş kolundaki sendika altında birleştirdik. Ege Bölgesi’nde tekrar yetki başvurusu yaptık ve yetki aldık bakanlıktan. Fakat şirket bizim yetkimize itiraz etti. Durumu mahkemeye taşıdı. Biz de sendikal baskıdan dolayı PTT müfettişlerine dilekçe yazdık. Bu durumla ilgili basın açıklaması yaptık. 19 Aralık’ta PTT müfettişlerinin açtığı soruşturma tamamlandı ve şirketin sendikal baskı yaptığı kayda geçti. Bu durumla ilgili PTT şirkete sadece bir uyarı yazısı yazdı. 24 Aralık’ta da şirketin mahkemeye taşıdığı yetki davamızı kazandık. Şirket dava sonucunu İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı. Biz davayı kazanınca şirketin işçiler üzerinde bir baskısı başladı. Ve Marmara Bölgesi’ndeki şirkette baskıya başladı.

İstifa etmekte direnen arkadaşlarımızı zaaflarıyla tehdit ettiler

N.: Kaç arkadaşınız hangi gerekçelerle işten atıldı?

H.B.: Marmara Bölgesi’ndeki şirket 4 yöneticimizi kod 29 yani ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranış sergilediği gerekçesiyle işten çıkarttı. 4 arkadaşımızı da zorunlu ücretsiz izne çıkarttı. Ondan sonra da sürgüne gönderdikleri genel örgütlenme sekreterimizi kod 29’dan işten çıkarttılar. Bizim de sözleşmemizi yenilemediler. Tazminat hakkettiğimiz halde tazminatlarımız ödenmedi.

Özellikle 1 Şubat’ta davayı İstinaf Mahkemesi’ne götürünce, İstinaf’dan da yetki çıkarsa bunlar toplu sözleşme yapar diye şirket arkadaşlarımıza aşırı derecede baskı yapmaya başladı Denizli’de, Muğla’da, Manisa’da. Arkadaşlarımıza işten atılacaksınız PTT-Sen’den istifa edip Öz Haber-İş Sendikası’na üye olacaksınız diye telkinlerde bulundu. Öz Haber-İş Sendikası da bizim rakip olduğumuz sendika. Daha önce sendika başkanları da beni tehdit etti. Bu şirketle de anlaştılar. Bizim üyelerimizi istifa ettirip Öz Haber-İş’e geçiriyorlar ama arkadaşlarımız Öz Haber-İş Sendikası’na geçmek istemiyorlar. Öz Haber-İş Sendikası şirket yetkililerine kendi panelinin şifrelerini vermişler, üye onayı vb işler için. Şirketin müdürleri arkadaşlarımıza telefon açıyorlar PTT-Sen’den Öz Haber-İş’e geçeceksin aksi takdirde seni zorunlu ücretsiz izne çıkartırız, kod 29’dan işten atarız şeklinde tehdit ediyorlar. Bize resmen üye kıyımı yaşattılar. İstifa etmekte direnen arkadaşlarımızın hepsinin zaafını öğrenmişler, onları da şirketin ofisine tek tek çekip çektiği krediyi ödeyemeyecek hale gelmekle, düğün masraflarını karşılamayacak hale gelmekle tehdit ettiler.

Öz Haber-İş Sendikası’nın temsilcileri var bir de. Şirketin kendisinin temsilci yaptığı, şirkete çalışan insanlar. Onlar da sürekli bina içerisinde personelin başında dolanarak sözlü mobbing uyguladılar. İşçi arkadaşlarımıza resmen zulüm yaptılar, arkadaşlarımız ağlaya ağlaya bizim yanımıza geliyor. Hakkınızı helal edin diğer sendikaya geçmek zorunda kaldık diyorlar. İşiyle, ekmeğiyle hatta kimisini eşiyle tehdit ettiler. Senin eşini ücretsiz izne çıkartırım diyorlar. Aynı durumu ben de yaşıyorum. Benim eşimi de evrak kayıt işinden alıp posta dağıtımına çıkartmaya çalışıyor şirket. PTT-Sen’den istifa etmeyen arkadaşlarımızı farklı yerlere sürüyorlar. Çalışma Bakanlığı müfettişleri de bu olayı soruşturmaya başladı.

Bu arada şirketin müdürü Öz Haber-İş Sendikası’nın İzmir İl Başkanı oldu. Öz Haber-İş Sendikası da 5 Şubat’ta sosyal medyadan bir gönderi paylaştı, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne özel Öz-Haber-İş Sendikası’na üye olan arkadaşlarımızın hesabına 100 lira para yatırılacaktır diye. Bu ücret üye olan arkadaşlarımızın hesaplarına yattı. Müfettişler soruşturuyor, bizim neden işten atıldığımızı da soruşturuyorlar. İzmir’deki soruşturmayı bitirince Denizli, Aydın, Muğla ve Manisa’ya gidecekler. Bu 100 lira olayında müfettişler nereden baksanız 200 kişiden ifade aldı. Hatta şirket bu arkadaşlarımızı müfettişlere verdiğiniz ifadeleri biz görebiliyoruz, ona göre konuşun diye tehdit etmeye başladı.

Dava süreçlerimiz devam ediyor. Ankara’ya gidip geri döndüğümüzde PTT bizimle çok uğraşmaya başladı. Bizim pankart asmamıza izin vermemeye ve valiliğe yazı yazmaya başladı. Dün bize polis para cezası yazdı pankart yüzünden. Bugün bir daha ceza yazdı polis yine pankart yüzünden. Her gün 3100 lira yazıyorlar. Bu cezayı da PTT yazdırıyor. Bizim pankarta ceza yazıyorlar ama yanda taksi durağı var. Kurumun duvarına tabela asmış kocaman ama o adamlara ceza yazılmıyor. O tabela 12 yıldır var orada. Bir de bizim astığımız pankartta bir suç unsuru yok. PTT bize yaklaşmak istemiyor. Biz üst işvereniz sizin sözleşmeniz alt işverenle diyor. Sizin sigortanızı alt işveren yaptığı için onunla muhatap olacaksınız diyor. Ama mahkemeye gittiğimiz zaman da mahkeme alt işverenin yaptığından üst işveren de sorumludur diyor. Kaldı ki olaylar mahkemeye intikal ettiğinde üst işverene de kesiliyor cezalar. Burada şirket kurumun müdürlerine ve baş müdürlerine de hükmediyor. Hiç kimse ses çıkartamıyor. PTT’nin bahçesinde bu şirketin petrol tankeri var. 11 tane de petrol istasyonu var aynı zamanda bu şirketin. Aliağa’dan motorini alıyorlar, koskoca tanker kurumun bahçesinin içinde. Kurum yol kenarında, cadde kenarı, otobüs durağı var, bahçede resmi araçlar var yani orada bir patlama karşısında herkesin hayati tehlikesi var. Ama tanker orada duruyor şirketin araçlarına orada dolum yapıyorlar. Megafonla bugün bağırdım hatta ceza kesiyorsanız bu tankere kesin diye.

Toplu sözleşme sürecinin başlatılmasını istiyoruz

N.: PTT’den talepleriniz nedir?

H.B.: Ücretsiz izindeki arkadaşlarımızla kod 29’la işten atılan arkadaşlarımız işlerine iade edilsin. Biz de işlerimize iade edilelim. Sendikal faaliyetlerin engellenmesinin durdurulması ve İstinaf’taki yetki davasının geri çekilmesini ve toplu sözleşme sürecinin başlatılmasını istiyoruz.