Siyasette mavi okyanus yaratabilmek mümkün mü?

Siyasette mavi okyanus yaratabilmek mümkün mü?

Kadir Sarıtaş

Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.

Sun Tzu

W.Chan Kim, Renee Mauborgne tarafından geliştirilen Mavi Okyanus Stratejisi kısaca mevcut pazar dinamiklerinin dışına çıkarak rekabetin etkisiz kılındığı yeni bir pazar yaratmayı ifade ediyor. Kim ve Mauborgne’ye göre yoğun rekabetin yaşandığı alanlar kırmızı okyanusu temsil ederken pazarda henüz keşfedilmemiş, rekabetin olmadığı alanlar mavi okyanusu temsil ediyor.

Siyasette mavi okyanus yaratabilmek mümkün mü?

Bu yazının konusu ekonomi değil, yazıda siyasetin geleneksel yapısının dışına çıkıp oyunu değiştiren (game changer) bir stratejinin mümkünlüğünü tartışacağım.

Dünyada genel olarak siyaset belli ideolojiler ve konumlandırmalar etrafında yapılır. Muhafazakarlar, sosyalistler, sosyal demokratlar, liberaller her ülkede karşımıza çıkabilecek kimlikler. Partiler bu kimlikler altında siyaset yaparken genel olarak belirli kimlikler aynı çatı altında toplanır ya da belli seçmen grupları siyasiler tarafından ana hedef kitle seçilirler. Bu geleneksel yapı genel anlamda rekabetin yüksek olduğu bir kırmızı okyanustur aslında. Bu yapıda partiler rekabet ederek birbirine üstünlük sağlamayı seçerler. Bu yoğun rekabet ortamı içerisinde bazı seçmen grupları ihmal edilmeye, görülmemeye başlayabilir. Seçmenin kendisine yakın bir siyasi odak bulamaması da rekabet içerisinde doğabilecek başka bir sonuçtur.

Siyasette mavi okyanus yaratabilmek mümkün mü?

Mavi Okyanus Stratejisi’ne en güzel örnek Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun 2015 seçim kampanyası. Trudeau muhafazakarların 10 yıllık iktidarına son verdiği seçim öncesinde seçim sonucuna etki edecek bir şey keşfetti.  Mevcut denklemde seçilme oranı düşük olan Trudeau 2011 seçimlerinde sandığa gitmeyen, oy vermeyi reddeden yaklaşık %40’lık grubu sandığa taşıyarak seçimi kazanabilirdi. Liberal Parti siyasi pazarı yeniden tanımladığı, sıra dışı bir kampanyaya başladı. Kampanya iktidar partisine, rakiplere odaklanmaktan çok seçmen gruplarına ve gelecek vizyonuna odaklandı. Ana odağına kendi seçmenini ve -çoğunluğu genç olan- sandığa gitmeyen kitleyi alan kampanya, Liberallerin %20 oy artışıyla seçimi kazanmasını sağladı. Liberal parti sandığa gitme oranını %60’lardan 70’lere çıkarmıştı. Liberaller rakiplere saldırmak yerine kadınlara, çevrecilere, azınlık haklarına, gençlere ve ötekilere odaklanarak geçmişte farklı partilere oy vermiş insanlardan oy alabildi. Trudeau  bir siyasetçi gibi değil aktivist gibi hareket ederek pozitif mesajlar verdi. Televizyon reklamları gibi geleneksel ve pahalı reklam mecraları yerine sosyal medyayı, üniversite toplantılarını ve yüz yüze teması tercih etti.  

Siyasette mavi okyanus yaratabilmek mümkün mü?
2015 seçimlerinde Liberal Parti(Mavi) Muhafazakar Parti(Kırmızı) ve Yeni Demokrasi Partisi (Turuncu) karşılaştırması.

Buradaki en önemli mesele Liberal Parti’nin rakiplerin vaatlerine ya da siyasi kimliklerine göre bir strateji yürütmeyip toplumun beklentilerine, göz ardı edilen kesimlerin ihtiyaçlarına ve toplumda yükselmekte olan yeni kimliklere odaklanarak siyasi pazarı yeniden tarif etmiş olması.

  • Türkiye’de muhafazakar-sol dengesi %60-40 şeklindedir.
  • Yeni kurulan parti sağcı mı solcu mu?
  • Bu belediyeyi kazanmak için mutlaka Karadeniz kökenli bir muhafazakarı aday göstermemiz lazım.
  • Burası solun kalesidir. Başka partinin kazanma ihtimali yok.

Yukarıdaki ifadeleri Türkiye siyasetinde sıkça duyarız. Bu söylemlerin birçoğu mevcut siyasi yapısı içerisinde doğru kabul edilen ön kabuller. Ve yine bu ön kabullere göre bahse konu  hakim parti/ideoloji dışında diğer görüşlerin seçim kazanma ihtimali yok. Peki bu durum gerçekten böyle mi?

Yukardaki ifadelerin hepsi temelde toplumu/seçmeni bölümlendiriyor (segmentasyon); sağ-sol, mütedeyyin-laik, Karadenizli-karadenizli olmayan vs… Oysa bu kimliklerin içindeki insanlar aynı zamanda bambaşka kimliklere de sahip ve belki de oy verme davranışında bizim hiç de fark etmediğimiz bu kimlikler etkili. Örneğin: Üsküdar’da yaşayan 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Ahmet çevreci politikalara önem veriyor. Yerel yönetimden en büyük beklentisi yeşil alanların artırılması, iklim krizine karşı önlem alınması ve çevreci ulaşım olanaklarının tercih edilmesi.  “Çevrecilik” Ahmet’in sahip olduğu kimliklerden bir tanesi. Ahmet aynı zamanda Trabzon kökenli mütedeyyin bir ailenin çocuğu.  Aday belirlerken “Bu belediyeyi kazanmak için mutlaka Karadeniz kökenli bir muhafazakarı aday göstermemiz lazım.”  diye düşünen insan Ahmet’in kendisine oy vereceği kabulüne yaslanıyor ama Ahmet’in oy verme motivasyonu çok farklı. Sözgelimi buradaki bölümlendirmenin odağına Karadenizlilik kimliği yerine çevreyle uyumlu daha yaşanılabilir bir kent talebini koyarsak bambaşka bir sonuç elde ederiz.

Yakın zamanda yayınlanan SODEV’in Gençlik Araştırması’nda neredeyse bütün seçmen gruplarındaki gençler imkanları olsa yurtdışında yaşamak istediklerini, yetenekli olsan da torpil olmadan iş bulmanın zor olduğunu, 10000 Dolar’a Suudi Arabistan’da yaşamaktansa 5000 Dolar’a İsviçre’de yaşamak istediklerini belirtmiş. Özellikle iktidar partisine oy veren gençlerin tercihleri açısından birçok insanı şaşırtan bu sonuç aslında pek de şaşırtıcı değil. Mavi Okyanus Stratejisi sayılara değil büyük resme odaklanılması gerektiğini söyler. Burada sayıları unutursak karşımıza çıkan gerçeklik “gençlerin daha iyi, daha adil bir ülkede yaşama isteğidir”. Bölümlendirmeyi siyasi partiler üzerinden değil de ülkenin mevcut durumundan memnun olanlar-daha  iyi bir ülkede yaşamak isteyenler olarak yaparsak mavi okyanusa ulaşabiliriz. Yani insanları politik kimlikleriyle tanımlayıp buna göre strateji üretmek, rekabetin yoğun olduğu mevcut yapıya yani kırmızı okyanusa karşılık gelirken, politik kimliklerin bir kenara konulup iyi bir yaşam, iyi bir iş, demokrasi, özgürlük vs. hayattan beklentilerine göre yapılması mavi okyanusu tarif eder. Burada anlatmak istediğim insanların politik kimliklerini, aidiyetlerini tamamıyla yok saymak değil aksine bu kimliklerin yanına yeni kimlikler ve ihtiyaçlar eklemek.

Siyasette mavi okyanus yaratabilmek mümkün mü?

Siyasetin bilindik pozisyonlarını ve vaatlerini aşıp yeni ve keşfedilmedik alanlar bulmak/inşa etmek siyasi partilere önemli fırsatlar sunuyor. Karşıtlık üzerinden ilerleyen kısır döngüyü aşıp seçmenin ihtiyaçlarına odaklanmak, kimlik siyasetinden kurtulup değer/ilke odaklı siyaset yapmak yelkenleri mavi okyanusa açmak için olmazsa olmaz. Sağ-sol diye tariflenen kitlenin içerisinde birbirine benzemeyen ama ortak kaygıları olan yüzlerce farklı eğilim var. Önemli olan seçmeni doğru okuyup ortak bir geleceği birlikte inşa edebilmek.


http://sodev.org.tr/sodev-turkiyenin-gencligi-arastirmasi-raporu-aciklandi/