Theodorakis geri döndü!

Theodorakis geri döndü!

Ozan Şahin

“Burası Politeknik, burası Politeknik, size çocuklarınız konuşmakta..!”

1960’lı yıllarda Yunanistan’da askeri bir darbe gerçekleşti. Sanırım bu cuntanın varlığını Kıbrıs’ta yaşananlardan dolayı ülkecek iyi biliyoruz. Fakat bilmediğimiz, cuntaya karşı Yunanistan’da verilen büyük bir mücadele pratiği. Bugün biz de kendi siyasetimizde demokrasi üzerine tartışmalar yaşarken, Yunanistan örneğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle demokrasiyi sandığa ve seçim günü haberlerde açıklanan sayılara indirgemeye çalışan bir siyaset anlayışına karşı, demokrasinin alanının ne kadar geniş olduğunu anlamak için.

Öncelikle belirtmeliyim ki, seçimler bir demokrasi şöleni değildir. Bir demokrasi vesikalığıdır. Seçimlerde ülkede hali hazırda sürmekte olan güçlü, çoğulcu demokrasinin sürdürülebilirliğinin anlık durumu belirlenir. Oysa demokrasi sokaktır, belki bir lokantada veya meyhanede dönen tartışmadır. Ona kulak misafiri olan yan masanın sorgulamasıdır. Bir düşünce dalgasının yayılmasıdır. Demokrasi üniversitelerin ta kendisidir. Üretime dahil olmaya hazırlanan yığınların sorgulamasıdır. Demokrasi, sendikalardır, grevdir, kitlesel yönlendirebilme gücüdür.

İşte Yunanistan’ın 1967 yılında yapılan cuntaya karşı verdiği 1973 Politeknik Direnişi, demokrasinin aslında ta kendisidir. Bu eylemlerde kamu mallarına verilen zarar bence ayrı bir tartışma konusudur ama demokratik özgürlük talebi ile kamu alanlarını kullanma ve bu doğrultuda hükümeti değiştirebilme gücü demokrasidir.

Atina Politeknik öğrencilerinin, üniversitelerini işgal edip kendi imkanları ile radyo kurması ve sonrasında da bu radyodan albaylar cuntası alehine sürekli bir yayın yapması o dönemde ülke genelini epey sarsmıştı. Öğrencilerin direnişe, mücadeleye çağırdığı işçi ve emekçiler de sokağa dökülmüştü. Bu sayede de cunta sarsılmış, kısa bir süre sonra yıkılmıştı.

Anayasa’nın 54. Maddesi grev hakkını meşru kılar.

Anayasa’nın 34. Maddesi’nin 1. Fırkası, herkesin önceden izin almadan, silahsız bir şekilde gösteri yapma hakkı olduğunu vurgular.

Anayasa’nın 51. Maddesi Sendikalaşma hakkını emekçilere tanır.

Bunun gibi daha bir çok örnek verilecek madde mevcuttur. Askeri anayasada bile. Demokrasi, anayasanın uygulanma pratiği ise yukarıdaki maddelerin uygulanması da demokrasidir. Onları uygulamak için verilen mücadele de demokrasi mücadelesidir. Bu maddeler sayesinde sokaklar, fabrikalar, atölyeler, tarlalar da demokrasi alanıdır.

O zaman neden meclis -seçim -sandık üçgenine sıkışıp kalmış bir demorkasi mücadelesi vermekte bu kadar inatçıyız? Bana samimi gelmeyen noktanın bu olduğunu söylemeliyim. Bugün demokrasi mücadelesi verdiğini veya demokrasiyi ilerde kuracağını iddia edenler demokrasiyi tanımlayamıyor dahi. Ya da bu sırada demokrasiyi yine bir takım kalıpların içine sokmaya çalışıyorlar. Popülist siyasetin döneminde yadırganmayacak pratikler bunlar ne yazık ki…

Yunanistan’da cunta devrildikten sonra dönemin yasaklı müzisyeni Theodorakis ülkesine geri dönmüştü. Bizde de gerçekten demokrasi gelirse bir gün, bir çok müzisyen, tiyatrocu, yazar veya gazeteci tıpkı onun gibi geri dönecek. Fakat biz anayasada tanımlanan demokrasinin alanını doğru okur, ve oradan ipin ucunu yakalarsak. Demokrasiyi o temellerden geliştirmeye başlarsak…